|
 |
 |
 |
 |
Hz. Fatımat’üz Zehra (a.s)’ın Hayatına Kısa Bir Bakış Hz.
Fatıma'nın DoğumuHz. Fatıma'nın (a.s) doğum tarihi hakkında İslam
alimleri ihtilaf etmişlerdir. Ehl-i Sünnet alimleri çoğunlukla o
Hazret'in Hz. Resulullah'ın bi'setinden beş yıl önce doğduğunu rivayet
ederken, Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadislerde daha çok Hz.
Fatıma'nın (a.s) bi’setin beşinci yılının cemaziyülâhır ayının
yirmisinde cuma günü doğduğu belirtilmiştir. Ebu Basir'in naklettiği
bir hadiste Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fatıma (a.s)
Hz. Resulullah (s.a.a) kırk beş yaşında iken cemaziyülâhır ayının
yirmisinde dünyaya geldi. Ömrünün ilk sekiz senesini babasıyla birlikte
Mekke'de geçirdi. On sene de Medine'de babasıyla beraber kaldı.
Babasının vefatından sonra ise, sadece yetmiş beş gün hayatta kaldı ve
hicretin on birinci yılında cemaziyülâhırın üçünde dünyadan
göçtü."Hayr-ı Kesir Olması Allah Teala, Hz. Peygamberini (s.a.a):
“Sana bol hayır vereceğiz” buyurarak müjdelemişti. Dolayısıyla Hz.
Peygamber (s.a.a), Allah’ın va'dinin kesin olduğunu ve bütün hayırların
kaynağı olacak pak ve bereketli neslin kendisinden vücuda geleceğine
emindi. Ancak kalp gözleri körleşen düşmanlar Resulullah'ın erkek
evladının vefat ettiğini görünce, “Artık Muhammed’in soyunu devam
ettirecek erkek evladı kalmamıştır; kendisinden sonra yolu da sönüp
gider” şeklindeki söylentiler yaparak Hazret'i incitiyorlardı. Bunun
üzerine Cenab-ı Hak onlara cevap olarak Kevser Suresini indirerek şöyle
buyurdu: “Şüphesiz biz sana bol hayır (bereketli nesil) vermişiz.
Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter (soyu
kesik) olan sana kin duyandır.” Evet Allah’ın bu va'di, Hz.
Fatıma’nın dünyaya gelmesiyle gerçekleşmiş, dünya ufukları onun veladet
nuruyla aydınlanmış ve kadının ne kadar yüce bir makama ulaşabileceğini
bütün âleme göstermek isteyen Allah Teala, Peygamberinin temiz soyunun,
Hz. Fatıma’dan vücuda gelmesini takdir eylemişti.Küçük Yaşta Babasının
Yardımına KoşmasıHz. Fatıma çocukluk günlerinden itibaren Allah
Resulünün hamisi olmaya çalışmış, o küçücük elleriyle düşmanların
saldırıları karşısında babasına siper olmuş, babasının bütün hüzün ve
kederlerinde onun en fedakâr ortağı olmuştur. Tarih o Hazret'in bu
fedakârlıklarını iftiharla kaydetmiştir. Bir gün müşriklerden
biri, Resulullah'ı (s.a.a) sokakta görünce, Hazret'i incitmek için
başına bir miktar çer-çöp ve pislik döktü. Âlemlere rahmet olan
Resulullah (s.a.a) ona karşılık vermedi ve bir şey söylemeden bu
hâliyle eve döndü. Hz. Fatıma (a.s) babasının bu vaziyetini görünce
koşup derhal su getirdi, ağlar gözle babasının başını ve yüzünü
yıkamaya başladı. Kızının bu üzgün vaziyetini gören Hz. Resulullah
(s.a.a), ona teskinlik vermek amacıyla şöyle buyurdu: “Kızım ağlama!
Mutmain ol ki, Allah (c.c) babanı düşmanların şerrinden koruyacak ve
onlara galip kılacaktır.” Yine bir gün Hz. Fatıma (a.s), Mescid-i
Haram’da oturan bir grup kâfirin, babasının katli için komplo
hazırladıklarını fark edince, ağlar bir gözle eve dönüp kâfirlerin
aldığı kararı ve uygulamak istedikleri komployu babasına haber vermiş
ve böylece babasını muhtemel tehlikeye karşı korumuştur. Bir gün
de Peygamber-i Ekrem'in Mescid-i Haram’da namaz kıldığı sırada
müşriklerden bir grup, Hazret'le dalga geçip alay etmeğe başladılar. Bu
esnada onlardan biri o çevrede yeni kesilmiş bir devenin rahmini alıp
kan ve pisliği ile birlikte, secde hâlinde olan o Hazret'in sırtına
attı. Orada hazır bulunan ve bu manzaraya şahit olan Fatıma (a.s) bu
duruma çok üzüldü; ağlayarak Resulullah’ın yanına koştu ve devenin
rahmini Hazret'in sırtından alıp uzak bir yere atarak Hazret'i onların
bu saygısızlığına karşı korumaya başladı. Bu arada bu büyük
saygısızlığa maruz kalan Hz. Resulullah'ın (s.a.a) namazını bitirdikten
sonra o insanlara beddua ettiği rivayet edilmiştir. Fatıma (a.s)
böylece küçük yaşlarından itibaren bu çeşit hadiseleri görüp babasının
yardımına koşuyor, bir annenin yavrusunu savunduğu gibi Hazret'i
savunuyor ve babası için adeta annelik yapıyordu. İşte bundan dolayı
Resulullah (s.a.a) ona, “Ümmü Ebîha” (Babasının annesi) lakabını
vermişti.Ev İşlerine Bakmasıİslam’ın en büyük şahsiyetinin yegane kızı
Hz. Fatıma (a.s) ev işlerini yapmaktan çekinmiyordu. Aksine ev
işlerinde o kadar zahmet çekiyordu ki, Hz. Ali (a.s) onun bu kadar
zahmet çekmesine üzülüyor, kendisine acıyor ve hizmetlerini takdir
ediyordu. Hz. Ali'nın kendisiyle Hz. Fatıma'nın yaşamını anlatan
aşağıdaki sözleri, Hz. Fatıma'nın bu açıdan katlandığı zorlukları
açıkça gözler önüne sermektedir: Hz. Ali (a.s) ashaptan birine şöyle
buyurmuştur:“Kendim ile Fatıma’nın durumunu sana anlatmamı ister misin?
Fatıma o kadar evime su taşıdı ki, kırba bedeninde iz bıraktı; o kadar
el değirmeniyle buğday öğüttü ki, elleri nasır bağladı; o kadar evde
temizlik yaptı, evi süpürdü ki, elbiseleri bozardı, o kadar kazanın
altında ateş yaktı ki, elbiseleri kararmaya başladı. Bu yüzden
Fatıma’ya; 'Peygamber’in huzuruna gidip durumunu beyan edecek olursan
ev işlerinde sana yardımda bulunacak bir hizmetçi verir' dedim. Bunun
üzerine Fatıma Resulullah’ın huzuruna gitti; Hazret'in bir grup
sahabeyle sohbet ettiğini görünce ihtiyacını izhar etmekten utanıp bir
şey söylemeden geri döndü. Resulullah (s.a.a) Fatıma’nın bir hacetten
dolayı geldiğini anlamıştı. İşte bundan dolayı o günün sabahı evimize
teşrif buyurdular, selam verdiler, biz de cevap verdik. Eve girip
yanımızda oturarak şöyle buyurdular: 'Fatıma'cığım, dün gece ne
maksatla bizim eve geldin?' Fatıma hacetini arz etmekten utandı. Bu
sırada ben şöyle dedim: 'Ya Resulallah! Fatıma o kadar su taşımış ki,
kırbanın başı göğsünde iz bırakmış, o kadar el değirmeni çevirmiş ki,
elleri nasır bağlamış... Ben bu durumu görünce ona; 'Eğer babanın
yanına gidip bir hizmetçi istemiş olursan, seni bu durumdan kurtarır'
dedim.Kocasına HizmetiHz. Fatıma (a.s) kadının cihadının, kocasına iyi
eş olması olduğunu ve evin erkeğin dinlenme ve huzur yeri olduğunu çok
iyi biliyordu. Dolayısıyla Hz. Ali (a.s), işten veya -bir savaş söz
konusu olduğu zaman- savaş meydanından yorgun argın olarak eve
döndüğünde, Hz. Fatıma güler yüzle onu karşılar, işi ve savaşla ilgili
haberleri ondan öğrenir ve şayet kocası savaşta yara almışsa,
yaralarını pansuman eder, kocasını teşvik ve tahsin eder, cesaret ve
fedakarlığını överdi. Bu vesileyle de kocasının kalbini hoşnut eder,
yorgun olan bedenini rahatlatırdı. Bu hususta Hz. Ali (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Yoğun bir koşuşturmanın ardından eve gelip Fatıma’ya
baktığımda bütün gam ve üzüntülerim yok olup gidiyordu.” Sonra Hz.
Fatıma (a.s) kesinlikle Hz. Ali'nin (a.s) müsaadesi olmaksızın evden
dışarı çıkmaz ve hiçbir zaman onu öfkelendirmezdi. Çünkü o
babasının;“Allah Teala kocasını öfkelendiren kadının oruç ve namazını,
kocasını kendisinden razı etmedikçe kabul etmez” buyurduğunu biliyordu.
İslamî ölçülere riayet hususunda ise o herkesten daha duyarlı idi. Hz.
Fatıma (a.s) hayatı boyunca asla yalan söylemedi, kimseyi incitmedi,
hiçbir zaman kocası Hz. Ali’nin emrinden çıkmadı ve o Hazret'i üzmedi.
Hz. Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Andolsun Allah’a ki ben,
kesinlikle Fatıma’yı öfkelendirecek bir iş yapmadım, Fatıma de hiçbir
zaman beni öfkelendirmedi.”Çocuk EğitmesiHz. Fatıma'nın (a.s) çok
önemli ve ağır vazifelerinden biri de çocuğa bakma ve onları eğitme
meselesi idi. Hz. Fatıma (a.s) beş çocuk sahibi olmuştur, onların
isimleri şöyledir: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Muhsin.
Beşinci evladı olan Muhsin, henüz dünyaya gelmeden anne karnında
öldürülmüştür. Hz. Fatıma'nın (a.s) kendisi vahiy evinde
eğitilmişti. Dolayısıyla bizzat Hz. Resulullah (s.a.a)'ın terbiyesi
altında İslamî terbiye ve eğitimin en yüksek derecesini almıştı. Bu
yüzden de annenin çocuğuna süt vermesinden, çocuğunu okşamasından ve
öpmesinden tut, çocuğa karşı sergilenen bütün hareket ve davranışların,
konuşma tarzının ve çocuğa söylenen sözlerin onun hassas ruhunu nasıl
etkilediğinin tam anlamıyla bilinci içindeydi. Dolayısıyla Hz. Fatıma
(a.s) çocuklarıyla olan oyununu bile eğitim ve ders haline getirmiş ve
bu oyunlarda onlara şecaat, fedakarlık, hakkı savunma ve Allah'a kulluk
dersleri veriyordu. İşte bu duyarlılık sayesinde Hz. Fatıma, İmam
Hasan gibi, hassas durumlarda İslam’ın menfaatlerini korumak ve esaslı
bir inkılaba zemin hazırlamak için canını dişine takıp susabilecek,
İmam Hüseyin gibi, Kerbela'da sergilediği kahramanlığıyla can, evlat ve
malından geçerek İslam’ı diriltebilecek, Zeynep ve Ümmü Gülsüm gibi
ateşli hutbe ve konuşmalar yaparak Beni Ümeyye’nin zulüm ve sitem
rejimini rüsva ve rezil edecek evlatlar terbiye etti.FaziletleriHz.
Fatıma'nın faziletinden şu kadarı yeter ki, Hz. Resulullah (s.a.a) onu,
ilklerin ve sonların, gelmiş geçmiş ve gelecek olan bütün dünya
kadınlarının seyyidesi (efendisi) olarak tanıtmış, Ehl-i Beyt'inden
yalnızca onun ayağına kalkarak elini öpüp kendi yerinde oturtmuş, ona
"babasının annesi" lakabını vermiş, onun mayasının cennet meyvesinden
oluştuğunu, insan kılığında cennet huriyesi olduğunu vurgulamış, ondan
cennet kokusunu aldığını belirterek, onu koklamış, onun kendi parçası
ve kalbi olduğunu vurgulayarak, onu incitenin kendisini incittiğini
beyan etmiş, hatta daha ötesi Fatıma'nın rızasını Allah'ın rızasının
ölçeği olarak tanıtmıştır. Bu hususta Hz. Resul-i Ekrem'den çok sayıda
hadis nakledilmiştir. Biz burada sadece bazılarına işaret etmekle
yetineceğiz. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dünya
kadınlarının en üstünü dört kişidir: “İmran’ın kızı Meryem, Muhammed’in
kızı Fatıma, Huveyled’in kızı Hatice ve Firavun’un hanımı Asiye.” Yine Peygamber (s.a.a) buyurmuştur ki: “Fatıma (a.s), ilklerden ve sonrakilerden bütün cennet kadınlarının en üstünüdür.”[ Hz.
Resulullah (s.a.a), Hz. Fatıma’ya şöyle buyurmuştur: “Allah Teala senin
gazabınla gazap eder, senin hoşnutluğunla da hoşnut olur.” Yusuf bin Zebyan dedi ki; Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Fatıma
(a.s), Allah katında dokuz isimle çağrılır: 'Fatıma, Siddika, Mübareke,
Tahire, Zekiyye, Raziye, Merziyye, Muhaddese, Zehra.' Sonra 'Fatıma'nın
ne anlama geldiğini biliyor musun?' buyurdu. Ben; 'Efendim bana açıkla'
dedim. Bunun üzerine, İmam (a.s) şöyle buyurdu: 'Fatıma denilmesinin
sebebi, şer ve kötülüklerden masum ve mahfuz olduğu içindir.' Sonra da
şunu ekledi: 'Eğer Ali (a.s) olmasaydı, Adem'den kıyamete kadar
yeryüzünde Fatıma için layık bir eş bulunmazdı.' Hz. Peygamber (s.a.a) buyurmuştur ki: “Fatıma
bedenimin bir parçasıdır, ona eziyet bana eziyettir, onun hoşnutluğu
benim hoşnutluğumdur ve Fatıma insanların bana en aziz olanıdır.” İbn-i
Abbas şöyle diyor: "Bir gün Hz. Resulullah (s.a.a) oturuyordu. Ali,
Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim’us-selam) da Peygamber’ in
yanındaydılar. Bu arada Hazret şöyle buyurdu: 'Allah’ım, biliyorsun ki,
bunlar benim Ehl-i Beyt’im ve (nezdimde) insanların en değerlisidirler.
Allah'ım, onları seveni sev, onlara düşman olanlara düşman ol, onlara
yardım edene yardım et, onları bütün kötülüklerden münezzeh kıl, bütün
günahlardan koru ve Ruh’ul- Kudus vasıtasıyla onları teyit et.' Daha
sonra şöyle buyurdu: 'Ya Ali! Sen benden sonra ümmetin İmamı ve benim
vasimsin. Sen müminleri cennete doğru hidayet edeceksin. Sanki kızım
Fatıma’nın kıyamet günü nurdan olan bir bineğe bindiğini, sağ tarafında
yetmiş bin melek, sol tarafında yetmiş bin melek, arkasında yetmiş bin
melek ve önünde yetmiş bin melek olduğu halde hareket ettiğini ve
ümmetimin mümin kadınlarını cennete götürdüğünü görür gibiyim. Beş
vakit namazlarını kılan, Ramazan ayında oruç tutan, Allah’ın evini
ziyaret eden, malının zekatını veren, kocasına itaat eden ve Ali’yi
seven her kadın, Fatıma’nın şefaati vasıtasıyla cennete girecektir ve
Fatıma dünya kadınlarının en üstünüdür.' Bu arada Hz. Resulullah'a:
'Fatıma sadece kendi asrının kadınlarının mı büyüğüdür?' diye soruldu.
Bunun üzerine; Hazret şöyle buyurdular: 'Kendi asrının kadınlarının
büyüğü olan Meryem binti İmran'dır. Kızım Fatıma, geçmiş ve gelecekteki
bütün kadınların en üstünüdür..." Hz. Resulullah (s.a.a) Selman’a şöyle buyurdular: “Ey Selman! Kim kızım Fatıma’yı severse cennette benimle birlikte olur; kim de ona düşman olursa ateşe atılır. Ey
Selman! Fatıma’ya sevgi beslemenin yüz yerde insana faydası dokunur; o
yerlerin en kolayı şunlardır: Ölüm zamanı, kabre koyulurken, terazi
kurulduğunda, mahşer günü, sırat köprüsünde ve sorgu sual zamanı. Ey
Selman! Kızım Fatıma kimden razı olursa ben ondan razıyım; ben de
kimden razı olursam Allah ondan razı olur; Fatıma kime gazap ederse ben
ona gazap ederim; ben de kime gazap edersem Allah ona gazap eder. Ey Selman! O’na ve kocası Emir’ul Muminine, onun torunları ve Takipçilerina zulüm edenlerin vay haline.” Hz. Resulullah (s.a.a) uzun bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Ey
Fatıma! Beni peygamberliğe seçen Allah’a andolsun ki, ben cennete
girmedikçe diğer kimselerin cennete girmesi haramdır; sen benden sonra
cennete girecek ilk şahıssın... Ey Fatıma! Beni hak olarak meb’us kılana andolsun ki, sen kadınların hanım efendisi olarak cennete gireceksin... Beni
hak olarak peygamber gönderene andolsun ki, Hasan ve Hüseyin de senin
sağ ve solunda oldukları halde cennete girecekler; sen cennetin en
yüksek yerinden halka bakacaksın, Hamt bayrağı da Ali bin Ebu Talib’in
elinde olacaktır... Beni Peygamber seçene andolsun ki, senin
düşmanlarına düşman olacağım; senin hakkını gasp edenler, seninle
dostluk bağını kesip bana yalan atanlar pişman olacaklar, benim
karşımda yer üzerinde süründürülecekler...” Hz. Resulullah (s.a.a) vefatına yakın bir zamanda Hz. Fatıma’nın elini Hz. Ali’nin eline koyarak şöyle buyurdular: “Ey
Ebe’l-Hasan! Bu, Allah’ın emaneti ve O’nun resulü olan Muhammed’in
senin yanındaki vediasıdır. Öyleyse beni, O’nun hakkında gözet ve
biliyorum ki, sen bunu yapacaksın. Ey Ali! Allah’a andolsun ki, O
(Fatıma), geçmiş ve gelecekteki cennet kadınlarının en üstünüdür.
Allah’a andolsun ki, O, büyük Meryem’dir. Bil ki, Allah’tan O’nun ve
senin için dua ettim, Allah da duamı kabul buyurdu... Ey Fatıma! Allah’a andolsun ki, sen razı olmadıkça ben razı olmayacağım.” (Bu sözü üç defa tekrarladı) Hz. Resulullah (s.a.a) vefat anında Fatıma (a.s)’a şöyle buyurdu: “Ey
Fatıma! Allah’a andolsun ki, senin ağlamandan dolayı, Allah’ın arşı ve
onun etrafındaki melekler, gökler ve yerler ve onlarda olan her varlık
ağlayacaktır.” Ebu Eyyub-i Ensari şöyle diyor: Hz. Resulullah
(s.a.a) hastalandı, Fatıma (a.s) Hazret'in ziyaretine gelerek ağladı.
Resulullah (s.a.a) onun bu durumunu görünce şöyle buyurdu: “Ey
Fatıma! Allah Teala seni çok sevmektedir. Seni, geçmişi herkesten
parlak olan ve ilmi herkesten daha çok olan biriyle evlendirdi. Allah
Teala yeryüzündeki insanlara özel bir şekilde teveccüh edip onların
arasından beni seçti, beni mürsel bir peygamber kıldı; yine yeryüzüne
teveccüh etti, onların arasından kocanı seçti ve seni O’nunla
evlendirmek ve O’nu vasi kılmam için bana vahyetti. Ey Fatıma! En
üstün peygamber bizdendir, O da babandır; en üstün vasi bizdendir, O da
eşindir; en üstün şehitler bizdendir; Onlar da babanın amcası Hamıza ve
iki kanadıyla cennette uçan ve istediği yere giden babanın amcası oğlu
Cafer’dir; cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyn
bizdendir; Onlar da senin evlatlarındır. Canım elinde olan Allah’a
andolsun ki, bu ümmetin Mehdisi bizdendir, O da senin torunlarındandır.” Yine Hz. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: “Eğer
iyilik ve güzellik bir şahıs olmak isteseydi, o mutlaka Fatıma olurdu;
oysa Fatıma ondan daha üstündür. Kızım Fatıma soy, yücelik, keramet ve
bağış bakımından yeryüzündeki insanların en üstünüdür.” Emir’ul-Muminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a
andolsun ki, şimdi öyle bir söz diyeceğim ki, benden başka kim o sözü
söylerse yalancıdır: Ben alemlere rahmet olan Peygamber'den miras
aldım, eşim (Fatıma) ümmetin kadınlarının en üstünüdür; ben de
vasilerin en üstünüyüm.” Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma (a.s) hakkında şöyle buyurdular: “Allah’a
andolsun ki, ben O’nu (Fatıma’yı) kesinlikle öfkelendirmedim; hayatta
olduğu müddetçe onu sevmediği bir işe mecbur etmedim; O da beni
öfkelendirmedi, bana karşı gelmedi; Ona baktığımda bütün gam ve
üzüntüler kalbimden yok olup giderdi.” Hz. Ali'nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Allah’a
andolsun ki, Fatıma’yı kendi gömleğinde yıkadım, tertemiz idi,
Resulullah’ın henutundan kalan henutla onu henutladım. Onu
kefenledikten sonra; ‘Ey Ümmü Gülsüm! Ey Zeyneb! Ey Sekine! Ey Fizze!
Ey Hasan! Ey Hüseyn! Gelin annenizle vedalaşın, ayrılık vakti
yetişmiştir, görüşmek cennet ve kıyamete kalmıştır’ diyerek onları
çağırdım. Hasan ve Hüseyn öne gelip ağlayarak; 'Ey Hasanın annesi! Ey
Hüseyn’in annesi! Ceddimiz Muhammed Mustafa’yı gördüğünde selamımızı
O’na ilet ve O’na de ki, senden sonra yetim kaldık' diye annelerini
sesleyip O’nunla konuştular. Allah şahittir ki, Fatıma sızladı,
feryat etti, ellerini kefenden çıkarıp onları bağrına bastı, bu esnada
gayptan şöyle bir ses geldi: “Ey Ebe’l-Hasan! O ikisini annelerinin
göğsünün üzerinden kaldır. Allah’a andolsun ki, göklerin meleklerini
ağlattılar, dost (Allah), dostu (Fatıma’yı) görmeğe müştaktır...” İmam Hasan (a.s) da annesi hakkında şöyle diyor: “Cuma
gecesi annem Fatıma (a.s) mihrapta durup ibadete koyulmuştu, şafak
atıncaya kadar hep rüku ve secde halindeydi; mümin erkek ve kadınların
ismini zikredip onlar için çok dua edip fakat kendisi için Allah’tan
bir şey istemediğini gördüm. Bunun üzerine anneme; "Ey anne! Neden
diğerlerine dua ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun?' dedim.
Buyurdular ki: 'Evladım! Önce komşu sonra insanın kendisi." İmam Hüseyn (a.s) Resulullah (s.a.a)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Fatıma
kalbimin sevincidir; iki oğlu kalbimin meyvesidir; eşi gözlerimin
nurudur; evlatlarından olan İmamlar, Rabbimin eminleri ve O’nunla
yaratıkları arasında ilişki bağıdırlar; kim o bağa sarılırsa kurtulur,
kim de ondan ayrı kalırsa helak olur.” İmam Muhammed Bakır (a.s) da babalarından naklen şöyle buyurmuştur: “Resulullah'ın
(s.a.a) kızı Fatıma'nın (a.s) “Tahire” lakabıyla adlandırılması, her
denes ve refesten (kir, leke ve çirkin şeylerden) tertemiz olduğu
içindir...” İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Fatıma (a.s)
hayatta olduğu sürece Allah Teala diğer kadınları Hz. Ali (a.s)’a haram
kılmıştı; çünkü Hz. Fatıma (a.s) kadınların gördüğü adetten pâk idi.” İmam Rıza (a.s) babalarından naklen Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Miraca
gittiğimde Cebrail (a.s) elimden tutup beni cennete götürdü, cennet
hurmasından bana verdi, ben de onu yedim. O hurma benim sırtımda
nütfeye dönüştü. Yeryüzüne döndüğümde Hatice’yle birlikte olduk, O
Fatıma’ya hamile oldu. Binaenaleyh Fatıma insan şeklinde olan bir
huridir. Cennetin kokusunu özlediğimde kızım Fatıma’yı kokluyorum.” İmam Ali Naki (a.s) babalarından naklen Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletti: “Kızım
Fatıma’nın “Fatıma” adlandırılmasının sebebi, Allah Teala’nın O’nu ve
dostlarını cehenneme ateşinden ayırmış ve uzaklaştırmış olduğu içindir.” İmam Hasan Askeri (a.s)’a; “Fatıma (a.s) neden “Zehra” olarak adlandırılmıştır?” dediklerinde İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Fatıma
(a.s)’a “Zehra denilmesinin sebebi şunun içindir ki yüzü, günün
başlangıcında Emir’ul-Muminin (a.s) için güneş gibi nur saçıyordu, öğle
vakti dolunay, akşamleyin ise yıldız gibi parlıyordu.” Ebu Ömer el-Amiri şöyle diyor: İbn-i
Ebu Ganim-i Kazvini ile bir grup Ehl-i Beyt taraftarı arasında hilafet
konusunda niza çıktı. İbn-i Ebu Ganim, Ebu Muhammed (İmam Hasan
Askeri)’in, kimseyi yerine tayin etmeden öldüğünü söylüyordu. Ehl-i
Beyt taraftarları da tayin ettiğini savunuyorlardı. Bunun üzerine İmam
Mehdi (a.s)’a bir mektup yazarak durumu Hazrete bildirdiler. İmam Mehdi (a.s) cevaben kendi yazısıyla onlara şöyle yazdı: “Bismillahirrahmannirrahim.
Allah bizi ve sizi fitnelerden korusun ve yakin ruhunu bizlere
bağışlasın... Allah Teala Adem (a.s)’ın zamanından Ebu Muhammed
(a.s)’ın zuhuruna dek hidayete ermeniz için hidayet nişaneleri sizin
için karar kılmıştır; bir yıldız (İmam) battığında (öldüğünde) diğer
yıldız aşikar olmuştur. Allah Teala O’nun ruhunu kabzettiğinde Allah’ın
kendi dinini batıl ettiğini ve kendisiyle yaratıkları arasındaki sebep
ve irtibatı kestiğini zannettiniz. Oysa kesinlikle böyle bir şey
olmamış ve kıyamete kadar da olmayacaktır... Ben size nasihat ettim,
Allah bana ve size şahittir... Resulullah’ın kızı Fatıma (a.s)’da benim
için örnek vardır; (buyurmuştur ki:) “Cahil, amelinin kötü neticesinde
yakın bir zamanda helake uğrayacaktır; kafir de ahiret yurdunun kimin
olduğunu yakın bir zamanda anlayacaktır.” Allah Teala bizi ve sizi
kendi rahmetiyle tehlike ve kötülüklerden, afet ve belalardan korusun.
Allah Teala istediği şeye kadirdir. Allah’ın selam, rahmet ve bereketi
bütün vasi, evliya ve müminlerin, Muhammed ve Ehl-i Beyt’nin üzerine
olsun.” Mübahele Olayına Katılması Hz. Fatıma (a.s) mübahele
olayında hazır bulunan beş kişiden biridir. Hicretin onuncu yılında
Necran Hıristiyanlarından bir grup, tartışma ve tahkik yapma kastıyla
Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vardılar. Hz. İsa’nın yaratılış niteliği
gibi çeşitli meseleler söz konusu edildi. Resulullah (s.a.a) onlara
Âl-i İmran suresinin ilk ayetlerinden bir kaçını tilavet buyurdu.
Konuşma inada vardı, bu esnada şu ayet nazil oldu: “Artık sana
gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışmalara
girişirlerse de ki; gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı
ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra karşılıklı
lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne
kılalım.” Resulullah (s.a.a) Allah Teala’nın emri gereğince Necran
Hıristiyanlarını mübaheleye (karşılıklı beddua etmeye) davet etti,
fakat bunun yarına ertelenmesini önerdi. Ertesi gün Necran
Hıristiyanları va'dedilen yere geldiler. Bu sırada Hz. Peygamber’in bir
genç erkek, bir genç kadın ve iki çocukla birlikte va'dedilen yere
doğru geldiğini gördüler... Nihayet ilahî azabın korkusundan dolayı
mübaheleden vazgeçip Resulullah’ın huzuruna giderek musalaha (anlaşma)
yapmalarını rica ettiler, bu ricaları Resulullah tarafından kabul
edildi... Mübahele olayı meşhur bir olaydır. Mezkur ayet de bu
olay hakkında nazil olmuştur. Resulullah'ın (s.a.a) Ali, Fatıma, Hasan
ve Hüseyin’den başka kimseyi mübahele için götürmediği hususunda Ehl-i
Beyt ve Ehl-i Sünnet ekolu görüş ittifakı içerisindeler. İşte bu mesele
Hz. Fatıma, eşi Hz. Ali ve evlatları Hasan ve Hüseyin için büyük bir
fazilettir. İmanı ve İbadeti Hz. Fatıma, kadınların en halis ve
en çok ibadet edeni olduğunda şüphe yoktur. Bizim o Hazret'in ibadetini
anlatmamız mümkün değildir. En iyisi Hz. Fatıma'nın bu özelliğini de
Hz. Resulullah'dan dinleyelim. Resulullah (s.a.a), Fatıma'nın (a.s) ibadeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Allah
Teala, kızım Fatıma’nın kalbini ve azalarını, imanla öyle doldurmuş ki,
Allah'a itaat için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır.” Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kızım
Fatıma alemdeki kadınların en üstünüdür, bedenimin bir parçasıdır,
gözümün nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan
şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar
yeryüzündekilere nur saçtığı gibi onun nuru da gökteki meleklere öyle
nur saçar. Allah (c.c) meleklerine şöyle buyurur: “Ey meleklerim,
cariyelerimin en üstünü olan cariyem Fatıma’ya bakın, (bakın görün)
nasıl karşımda namaz için ayağa kalkmıştır, benim korkumdan bedeninin
azaları titriyor, kalbiyle bana ibadete yönelmiştir. Ey melekler şahit
olun ki, ben, Fatıma’nın takipçilerini cehennem ateşinden amanda
kıldım...” Hasan Basri şöyle demiştir: “Dünyada, (başka bir
nakilde de-bu ümmetin içerisinde) Fatıma’dan daha çok ibadet eden bir
kimse yoktu. Allah’a ibadet etmede o kadar ayakta dururdu ki, ayakları
şişerdi.” Bağış ve Cömertliği Cabir bin Abdullah-i Ensarî şöyle diyor: "Bir
gün ikindi namazını Hz. Peygamber’le birlikte kıldık. Aniden eski bir
elbise giymiş olan yaşlı ve güçsüz bir adam Resulullah’ın huzuruna
vardı. Resulullah (s.a.a) ona dönüp halini sordu. Cevaben şöyle dedi:
'Ya Resulallah, açım, beni doyur; çıplağım, bana bir elbise bağışla;
fakirim, bana bir şey ver. Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: 'Benim
şimdi bir şeyim yoktur. Ama bir hayıra kılavuzluk yapan, o işi yapan
kimse gibidir. Öyle bir kimsenin evine git ki, Allah ve Resulünü sever,
Allah ve Resulü de onu sever ve Allah’ı kendisine tercih eder. Git
kızım Fatıma’nın evine, umarım sana yardım eder.' Resulullah (s.a.a) daha sonra Bilal’a şöyle buyurdu : 'Ya
Bilal, kalk bu güçsüz kişiye Fatıma’nın evini göster.' A’rabî kişi
Bilal’la birlikte Hz. Fatıma’nın evine gittiler, eve vardıklarında
ihtiyar adam yüksek bir sesle şöyle dedi: 'Ey nübüvvet ailesi ve
meleklerin nazil olduğu merkez, selamun aleykum' Hz. Fatıma (a.s)
cevaben: 'Aleyk’es-selam, sen kimsin?' diye sordu. Fakir adam şöyle
dedi: 'Ben fakir birisiyim, babanın huzuruna gittim, beni size
gönderdi. Ey Peygamber’in kızı, açım, beni doyurun; çıplağım, beni
örtün (bana bir giysi verin); fakirim, bana bir şey bağışlayın.' Hz.
Fatıma (a.s) evinde yiyecek bir şey olmadığından, Hasan ve Hüseyin’in
üzerinde yattıkları bir koyun postunu o fakir adama verdi, fakir adam
şöyle dedi: 'Ey Muhammed’in kızı, ben açlıktan sana şikayet ettim, sen
ise bir koyun postunu bana verdin, aç olduğum halde onu ne yapacağım?'
Hz. Fatıma (a.s) bunu duyunca amcası kızının ona hediye ettiği
gerdanlığı o adama bağışlayıp şöyle buyurdu: 'Al bunu sat ve kendi
ihtiyacını karşıla, umulur ki, Allah ondan daha hayırlısını sana verir.' Fakir
adam onu alıp Peygamber’in huzuruna gitti ve macerayı O’na anlattı.
Peygamber (s.a.a) duygulanıp ağladı ve şöyle buyurdu: 'Gerdanlığı sat,
umulur ki, Allah Teala kızımın bağışı bereketiyle sana bir genişlik
bağışlar.' Bilahare bu gerdanlık çok bereketli oldu. Onunla bir köle
hürriyete kavuştu, bir aç doydu, bir fakir müstağni oldu ve tekrar
sahibine geri döndü." Kıssa çok uzun olduğundan dolayı biz onun özetini naklettik. Masumiyeti Biz
Ehl-i Beyt dostları, Peygamberleri, On İki İmam’ı masum bildiğimiz gibi
Hz. Fatıma’yı da her çeşit günah ve isyandan masum biliriz. Ehl-i Beyt
İmamları’nın masumiyetini ispat eden delil ve gerekçelerin birçoğu Hz.
Fatıma’nın da masumiyetini ispat etmektedir. Mesela, Allah Teala’nın:
“Gerçekten Allah, her çeşit çirkinlik ve pisliği siz Ehl-i Beyt’ten
gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor”ayeti o Hazret'i de kapsamına
almaktadır. Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet tarafından nakledilen çok
sayıda hadisler, mezkur ayetin Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin
hakkında nazil olduğunu ifade etmektedir. Ömer bin Ebu Seleme şöyle
diyor: "Mezkur ayet, Ümmü Seleme’nin evinde nazil oldu. Sonra Peygamber
(s.a.a) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i kendi yanına çağırdı ve
elbisesini onların üzerine örtüp şöyle buyurdu: “Allah’ım, benim Ehl-i
Beyt’im bunlardır, her çeşit pislik ve çirkinliği onlardan gider ve
onları tertemiz kıl.” Ümmü Seleme: 'Ya Resulallah, ben de onlardan
mıyım?' dediğinde Resulullah (s.a.a); 'Sen kendi yerindesin sen, de
hayır üzeresin' buyurdular." Bu arada Resulullah (s.a.a), Ehl-i
Beyt’i tanıtması ve mevzuu tespit etmesi için altı ay, bir rivayete
göre yedi ay, diğer bir rivayete göre de sekiz ay boyunca sabah
vakitleri, sabah namazına gittiğinde Fatıma'nın (a.s) evinin önüne
gelerek: "Namaz, ey Ehl-i Beyt namaz" buyurur ve daha sonra da mezkur
ayeti tilavet ederlerdi. Siyasi Mücadelesi Hz. Ali ve Fatıma
(a.s), Resulullah’ın (s.a.a) tekfin ve tedfin işlerini bitirdikten
sonra olup bitmiş bir işle karşılaştılar. Ebu Bekir hilafete tayin
edilmiş ve Müslümanlardan bir grup da ona biat etmişti. Hz. Ali ve
Hz. Fatıma’nın bu durumu kabullenmeleri düşünülemezdi. Nitekim öyle de
oldu. Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Hz. Ali'ye tabi olan Beni Haşim kabilesi
ve ashabın ileri gelenlerinden bir grup Ebu Bekir'e biat etmekten
imtina ettiler. Ebu Bekir'in alelacele hilafete getirilmesinin Hz.
Resulullah'ın (s.a.a) Ehl-i Beyt'i ve özellikle de Hz. Ali hakkındaki
tavsiye ve buyruklarıyla çeliştiğini savundular. Bununla da kalmayıp
Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu olay karşısında Hasan ve Hüseyin’in elinden
tutarak Medine’nin ileri gelen kişilerinin evlerine gidip onları
yardıma çağırdılar, Peygamber’in (s.a.a) tavsiyelerini onlara
anlattılar.[46] Hz. Ali ve Hz. Fatıma (a.s) bundan netice alamayınca
menfi mücadeleyi başlatmaya karar verdiler. Bir kaç gün böyle geçti. Bu
arada Ömer, Ebu Bekir’e; “Ali ve yakınlarının dışında herkes sana biat
etti, onlar biat etmezlerse, senin hükümetin sağlam bir temele oturmuş
sayılmaz. Ali’yi çağır, onu biat etmeye zorla” dedi. Ebu Bekir, Ömer’in
sözünü beğendi; bunun üzerine Ömer'in amcası oğlu Konfoz’a: “Git Ali’ye
de ki; Resulullah’ın halifesi! biat etmen için mescide gelmeni
istiyor!” dedi. Konfoz, kaç defa Ali'nin (a.s) yanına gittiyse de
Hz. Ali (a.s) Ebu Bekir’in yanına gitmekten imtina etti. Ömer çok
sinirlendi, Halid bin Velid, Konfoz ve diğerlerini yanına alarak Hz.
Fatıma’nın evine gitti. Kapıyı çaldı ve; “Ya Ali! Kapıyı aç” diye
bağırdı. Hz. Fatıma (a.s) çok rahatsız olduğu halde kapının arkasına
gelerek; “Ey Ömer! Bizimle işin olmasın. Bırak kendi işimizle
uğraşalım” dedi. Ömer; “Kapıyı aç! Yoksa evi yakarım!!” dedi. Fatıma (a.s); “Ey Ömer! Allah’tan korkmuyor musun? İzinsiz olarak evime mi girmek istiyorsun?!” dedi. Hz.
Fatıma (a.s) her ne ettiyse Ömer’i kararından caydıramadı. Bilakis,
Ömer, kapıyı açmadıklarını görünce; “Odun getirin de kapıyı yakayım!”
dedi. Nihayet Ömer kapıyı ateşe verdi. Sonra da şiddetle tekmelemeğe
ve itmeye başladı. Kapı açıldı, Ömer içeri girmek istedi. Hz. Fatıma
(a.s) Ömer’in önünü kesti. Ömer kılıfında olan kılıcıyla o Hazret'i
vurmaya başladı. Hazret belki de halk gaflet uykusundan uyanır ve
Ali’yi savunurlar diye ağlayıp feryat etmeye başladı. Hz. Fatıma’nın
ağlayıp yardım talebinde bulunmaları, o taş yürekli insanlara hiç tesir
etmedi. Hatta o Hazret'i dövmeğe başladılar ve kamçıyla kolunu
morarttılar! Bilahare Hz. Ali’yi yakaladılar ve iple bağlayıp
çekerek mescide götürmeye başladılar. Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali’nin
tehlikede olduğunu görünce ileri atılarak sıkıca Ali’nin elbisesinden
asıldı ve “Kocamı götüremezsiniz” diye bağırmaya başladı. Ömer'in
amcası oğlu Konfoz, Hz. Fatıma’nın, Ali’nin elbisesini bırakmayacağını
görünce kamçıyla onun nazenin koluna vurmaya başladı. Öyle ki, hazret
vefat ettiğinde, henüz o kamçıların izi Hazret'in pazısında bir
pazıbent gibi görülmekteydi! Bu arada Fatıma (a.s) halkın izdihamı
neticesinde kapı ile duvar arasında öyle bir sıkıştı ki, kaburga
kemikleri kırıldı ve bu darbe sonucu rahminde olan çocuk da sıkt oldu! Bu
hengamede Fatıma (a.s) baygın düşmüştü. Bir de kendine geldiğinde baktı
ki, Ali’yi mescide götürmüşler. Durmak câiz değildi artık, Ali’nin canı
tehlikedeydi, onu savunması gerekirdi. Bütün bu ezikliğine rağmen
kaburgası kırılmış olduğu halde evden çıktı ve Beni Haşim kadınlarından
bir grupla birlikte mescide gitti. Ali’yi tutukladıklarını görünce
onlara yönelerek; “Amcam oğlunu serbest bırakın, yoksa Allah’a andolsun
ki, saçlarımı dağıtır, Peygamber’in gömleğini başımın üzerine atar,
sizi Allah’a şikayet ederim! Andolsun ki, Salih'in devesi Allah'a benim
bu yavrularımdan daha aziz değildir” diye seslendi. Sonra da yüzünü
Ebu Bekir’e çevirerek şöyle dedi: “Kocamı öldürüp çocuklarımı yetim mi
bırakmak istiyorsun? Onu bırakmazsan saçlarımı dağıtır ve babamın
kabrinin üstünde Allah’ı imdada çağırırım!” Bu sözü söyledikten
sonra Hasan ve Hüseyin’nin ellerinden tutarak Resulullah'ın (s.a.a)
kabrine doğru hareket etti... Hz. Ali (a.s) durumun çok tehlikeli
olduğunu gördü, Selman’a, Fatıma’yı bu işten vazgeçirmesini söyledi...
Fatıma (a.s) Hz. Ali’nin emrini duyunca; “O emrettiği için itaat
ediyorum ve sabredeceğim” dedi. Geceleyin Defnedilmesi Hz.
Fatıma (a.s), imamet uğruna canı pahasına mücadele eden ilk mücahit
idi. O bu mücadelesinin kıyamete kadar unutulmamasını istiyordu. O
kendinden sonra gelenlere, Beni Sakife'de iş başına getirilen hilafet
sisteminin meşru olmadığını, bu sistemin Peygamber-i Ekrem'in kalbinin
meyvesi olarak tanıttığı biricik kızına ne gibi zulümler reva gördüğünü
bildirmek kararındaydı. İşte bunun için Hz. Ali’ye vasiyet ederek:
“Beni geceleyin kefenle ve gizli olarak toprağa ver. Kaburga
kemiklerimi kıran, çocuğumun düşmesine sebep olan ve malıma el koyan
kimselerin cenazemin başında durmalarını istemem; kabrim de
bilinmesin!” dedi. Hz. Ali de Hz. Fatıma'nın (a.s) vasiyeti
üzerine, kimseye haber etmeksizin ona geceleyin gizlice gusül verip
kefenledi ve sadece Selman, Ebuzer ve Mikdad gibi birkaç özel ashabının
iştirakiyle gizlice defnetti. Kabrinin tanınmaması için de defnedildiği
yeri yerle bir etti ve ayrıca kırk tane sembolik kabir yaptı! Vefat Tarihi Hz.
Fatıma (a.s) babasından sonra bir kaç aydan fazla yaşamamıştır. Bununla
birlikte vefat tarihi hakkında muhtelif görüşler vardır. Kuleyni’nin
naklettiğine göre Hz. Fatıma (a.s) babasından sonra 75 gün, İbn-i
Şehraşub’un nakline göre 72 gün, Ebu’l Ferec’in nakline göre 3 ay,
Allame Meclisi’nin rivayetlerine göre 40 gün veya 6 ay, İbn-i Cevzi’nin
nakline göre 70 gün ve İmam Bakır (a.s)’dan naklolan bir rivayete göre
95 gün yaşamıştır. Ama hicretin 11. yılında vefat etmiş olduğunda şüphe
yoktur. Hz. Fatıma’nın kaç yaşındayken vefat ettiğinde de ihtilaf
vardır. Bu hususta 18, 28, 30 ve 35 yaşları olmak üzere beş görüş
vardır. Kabrinin nerede olduğuna gelince o da ihtilaflıdır.
Bazıları, Resulullah'ın (s.a.a) ravza-i mutahharasında metfun olduğunu
söylemişlerdir. Meclisi, İbn-i Babeveyh’den şöyle nakletmiştir: “Bana
göre sahih olan, Fatıma'nın (a.s) kendi evinde defnedildiğidir. Binaen
aleyh Beni Ümeyye, Mescid-i Nebevi’yi genişletince Fatıma'nın (a.s)
kabri mescidin içerisinde kalmıştır.” Keşf’ul-Ğumme’nin müellifi de
şöyle yazıyor: “Fatıma'nın (a.s) Bakî’de defnedildiği meşhurdur” İbn-i
Cevzi ise şöyle yazıyor: “Bazılarına göre Hz. Fatıma (a.s) Akil’in
evinin yanında defnedilmiştir.” Bunun üzerine, Resulullah (s.a.a) şöyle
buyurdular: 'Fatıma'cığım, hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeyi sana
öğreteyim mi? Her gün otuz üç defa 'subhanallah', otuz üç defa
'el-hamdu lillah' ve otuz dört defa da 'Allahu ekber'[8] zikrini söyle;
bu zikir yüz defadan fazla değildir; fakat bunun amel defterinde bin
sevabı vardır. Fatıma'cığım, eğer bunu her gün sabahleyin söylersen,
Allah dünya ve ahiret işlerinde sana kifayet eder' Bu arada Fatıma
(a.s), babasının cevabında üç defa: “Allah ve Resulünden razı
oldum”diyerek rizayetini izhar etti. Evet, Hz. Fatıma (a.s),
Peygamber (s.a.a) gibi yüce bir şahsiyetin kızı ve Arap kahramanlarının
burnunu yere süren Hz. Ali gibi bir kahramanın eşi olmasına rağmen,
evde bir hizmetçi gibi çalışmaktan arlanmıyordu. O da pekala lüks bir
hayat sürdürebilirdi. Ama Ehl-i Beyt ailesinden bunu beklemek
yanlıştır. Çünkü onlar Allah’ın rızasını hiçbir şeyle değişmezlerdi,
onlar çalışmayı ibadet bilirlerdi.
|
 |
Yorumlar |
|
|
|
 |
Son Eklenenler
|
Rastgele Konular |
|
|
|
|
|
|
 |
 |
 |
|